Genel · sadelesme · Yaşam

Evde Sadeleşmeye Nasıl Başlarım?

Minimalizm konusundaki her kaynakta sadeleşmeye evden başlamak gerektiği söyleniyor. Ben de buna inandığımı Eviniz Sizin İçin Ne Anlama Geliyor? yazımda kısaca anlatmıştım.

Evimiz sade, derli toplu ve severek kullandığımız az ve öz eşya ile düzenlendiğinde daha huzurlu ve mutlu bir hayata adım atmamız kolaylaşıyor.

Evi sadeleştirmek, evdeki fazlalıklardan kurtulmak sanırım hepimizin gözünde büyüyor. Bir de çeşitli yerlerde her şeyi bir kerede derleyip, toplayın; eşyaları kategorilere ayırın; kendinize üç ay süre verin, bütün evi bu süre içinde bitirin gibi önerileri okuyunca insan hepten korkuyor bu işe girişmeye.

Bu öneriler bana çok anlamlı gelmiyor. Hem başlamayı zorlaştırıyor, hem de süreç boyunca canımızı sıkıp, işi yarım bırakma riski taşıyor. Bence evde sadeleşmeye karar verdiysek, kendi şartlarımıza uygun olarak bir sadeleşme yöntemi bulmak işi kolaylaştırıyor. Böylece sadece sonuca değil, sürece de odaklanabiliyoruz aynı zamanda. Eşyaları gözden geçirirken anıları hatırlamak, eşyalarla ilişkimizi sorgulamak, eşyalar azaldıkça içimizde bir ferahlık yaşamak ayrı bir keyif.

Bundan yaklaşık üç yıl öncesine kadar atamadığım öyle çok şey vardı ki dolaplarda: Lise defterlerim ve kitaplarım, üniversite ders notlarım, yılbaşında hediye edilen bir sürü minik biblo, eski telefonlar, ne işe yaradığını bilmediğim kablolar, yurtdışı uçak biletlerim, gittiğim müze, sergi, sinema ve konser biletleri, aldığım magnetler, hediyelik eşyalar ilk aklıma gelenler.

Her sene bu eşyaları gözden geçirir, kıyamadığım için atamazdım bir türlü. “Ya lazım olursa?” sorusu da hep aklımı kurcalardı. Yine bir gözden geçirme sırasında fark ettim ki “lazım olmuyor!”. Lise defterlerim ve kitaplarım artık işime yaramayacak. Bunlara ve üniversite ders notlarıma mezun olduktan sonra bir kez bile dönüp bakmadım. Bibloları kimlerin aldığını bile unutmuşum, raflarda inanılmaz bir karmaşa yaratıyor.  Biletleri saklamamsa çok anlamsız. Anılar zaten belleğimde, fotoğraflarda. Bu farkındalıkla önce kütüphanemi gözden geçirdim.

Başta defterleri ve ders notlarını geri dönüşüme gönderdim. Lise kitaplarımı kütüphaneye verdim. Üniversite kitapları mesleki kitaplar olduğu için onları sakladım. İşe yaramayacak biblo, bilet vb her şeyi çöpe attım. İşte evde ciddi sadeleşme sürecim böyle başladı. Hala da devam ediyor 🙂

Kendi deneyimlerimden yola çıkarak evde sadeleşmeye nasıl başlarız konusunda önerilerimi paylaşayım istiyorum bu sayfada. Belki sizin de kendi sadeleşme sürecinizi oluşturmanızda bir parça ilham olurum 🙂

  • Kendi yaşam tarzınıza, önceliklerinize göre sadeleşmek önemli. Örneğin kitaplar hayatınızın en önemli şeylerinden biriyse, evinizi, kütüphanenizi bunu dikkate alarak düzenlemeniz gerekli; ya da mutfak hobinizse buradaki araç gerecinizin ona göre olması anlamlı.
  • Evinizde sadece sevdiğiniz eşyalar olsun, sevmediğiniz sizi rahatsız eden hiç bir şeyi tutmayın.
  • Bütün evi gözden geçirmeye bir anda başlamayın. Küçük adımlarla başlayın, sadece bir çekmeceyi, bir rafı veya bir dolabı elden geçirin. Sonrasında ne kadar yol aldığınızı görüp siz de şaşıracaksınız.
  • Evde canınız sıkıldığında, hemen bir yere el atın, oradaki fazlalıları ayıklayın.
  • Eşyaları atıp atmamaya karar verirken şu soruları sorun kendinize:
    • “Gerçekten gerekli mi? İhtiyacım var mı? Hayatımı kolaylaştırıyor mu?”
    • Sık kullanıyor muyum?
    • Seviyor muyum?

Ben evimi üç senedir bu şekilde gözden geçiriyorum. Evim yaşamaktan çok daha fazla keyif aldığım, kendimi daha huzurlu ve dingin hissettiğim bir yaşam alanı haline geldi. Tavsiye ederim 🙂

 

sadelesme

Eviniz Sizin İçin Ne Anlama Geliyor?

Eviniz sadece barınmak ve uyumak için bir yer mi, yoksa daha fazlası mı sizin için?

Evim benim sığınağım. Kendim olabildiğim, huzur bulabildiğim, rahat ve güvende hissettiğim, ailemle en derin paylaşımları yapabildiğim yer. Okuma köşemde keyifli saatler geçirdiğim, mutfağında sevdiklerime güzel tatlar pişirdiğim, sabah kalkar kalkmaz açtığım radyodan gelen tınılarla güne hazırlandığım yer.

Hepimiz evimizde mutlu ve huzurlu olmak isteriz. Ama bazen hepimizin evinde olan dağınıklık, karmaşa ve fazlalıklar bizi boğar. Böyle bir ortamda sakin kalabilmek, huzurlu olabilmek ne mümkün! Ancak bunlardan kurtulduğumuz zaman kendimizi ferahlamış hissederiz, çünkü evin enerjisi değişmiştir.

ev_sadelesme

Ben mekanların enerjisi olduğuna inanırım. Sade mekanların dingin, huzur veren bir enerjisi var. Bu da insanın zihninin de daha berrak ve dingin olmasına yardımcı oluyor. Böylece daha yaratıcı, daha odaklı, daha farkında olabiliyoruz ve istediğimiz gibi huzurlu, mutlu ve anlamlı bir hayat kurma yolunda da kolay ilerleyebiliyoruz.

Bu nedenle sadeleşme ile ilgili tüm yayınlarda olduğu gibi benim de çağrım öncelikle evimizi gözden geçirmek. Kolay olmuyor tabi evi sadeleştirmek. Ama bir yerden başlamak lazım. Önce küçük adımlarla başlayın. Gerisi gelecek. Zaten bir kere yaptım bitti diye bir şey yok. Evi belli aralarla gözden geçirmek gerekiyor. Ben öyle yapıyorum. Çünkü herkes gibi ben de bir anda kendimi karmaşanın ortasında bulabiliyorum. Sadece durumun farkında olduğum için bu durumdan çabuk kurtuluyorum.

Sonraki yazılarımda evimizi nasıl sadeleştireceğimiz üstüne de biraz konuşalım istiyorum.

Ama şimdi birkaç soru üstünde düşünmenizi öneriyorum:

  • Eviniz sizin için ne anlama geliyor?
  • Evinize şöyle bir bakın, sizde nasıl duygular uyandırıyor? Sizi sıkıyor mu? Mutluluk mu veriyor?
  • Ne olsaydı, nasıl olsaydı evinizden daha hoşnut olurdunuz?
  • Evdeki yaşam alanlarınızla ilgili öncelikleriniz neler?
Genel · sadelesme

Minimalizm mi Sadeleşme mi?

Minimalizm denince aklınıza ne geliyor? Az sayıda kıyafet? Bomboş, soğuk ve beyaz yaşam alanları? Çok az mutfak eşyası? Az para? Mal mülk olmayan bir hayat?

Sanıyorum pek çok kişi minimalizmi sahip olunan nesnelerin, eşyaların azlığı hatta yokluğu ile tanımlıyor. Yaklaşık iki yıl önce ben de bu konuda kitaplar okumaya başladığımda, net bir minimalizm tanımım yoktu. Ancak minimalizmin sadece eşyalardan kurtulmakla tanımlanabilecek kadar yüzeysel bir kavram olmadığını düşünüyordum.

Okuduğum ilk kitaplar öncelikle kullanmadığımız eşyalardan kurtulmayı öneriyordu. Gardırobunuzdaki giymediğiniz kıyafetlerden kurtulun; mutfağınızdan kullanmadığınız eşyaları çıkarın; çekmecelerinizi şöyle yerleştirin; kıyafetlerinizi böyle katlayın gibi pek çok şey…

Bunların hepsi minimalizmin bir parçası olabilirdi, yapılmalıydı da. Ama iş bu kadar basit olmamalıydı. Ben de okumaya, araştırmaya devam ettim. Minimalizm – Anlamlı Bir Yaşam kitabıyla karşılaştığımda aradığım şeyi bulmuştum. Kitabın yazarları Joshua ve Ryan (The Minimalists) daha az şeyle yaşayarak anlamlı bir hayat sürmenin yollarından bahsediyordu. Anlatmak istedikleri bir yaşam felsefesiydi. Bu hayat, benim de yıllardır kurmak için uğraş verdiğim hayatla aynı doğrultudaydı.

Okumalarımı genişlettikçe karşıma bu hayat felsefesi ile ilgili kitaplar, web sayfaları, kişiler, yazılar çıkmaya başladı. Zaten benim yıllardır emek verdiğim hayatımın, değerlerimin, yaklaşımlarımın minimalist felsefenin bir parçası olduğunu gördüm.

Böylece benim minimalizm tanımım da netleşti. Minimalizm demek yerine “sadeleşme”,“sade ve basit yaşam”, “sadelik”gibi kavramların benim için daha uygun olduğuna karar verdim. Neden Sade İşler? yazımda da bahsettiğim gibi çok uzun süredir deneyimlerimi, duygularımı paylaşacağım, birlikte çoğalıp gelişeceğimiz online bir platform hayal ediyordum. Ama adına karar veremiyordum. Düşünürken, neden benim minimalizm tanımımdan yola çıkmıyorum ki dedim ve platform için Sade İşler ismini seçtim.

Peki sadeleşme benim için ne anlama geliyor?

Sadeleşme fiziksel olanın çok ötesinde. Eşyalarımı azaltmak değil kesinlikle;  zaten bu  konuda henüz çok başarılı olduğumu da söyleyemem. Sadeleşme hayatımızın her alanında bilinçli seçimler yaparak anlamlı ve doyumlu yaşamak demek bence. Böylesi bir hayat;

  • Kendi isteklerimi, önceliklerimi belirlediğim,
  • Kendi seçimlerimi yaşamak için emek verdiğim,
  • Hayatıma değer katmayan nesneleri, eşyaları, davranışları, inanışları, düşünceleri, belki de kişileri hayatımdan çıkardığım,
  • Farkındalığımın yüksek olduğu,
  • Güzel ilişkiler kurduğum insanların olduğu,
  • Zamanın değerini bildiğim,
  • Hayat amacımı belirlediğim,
  • Dengeli,
  • Sağlıklı beslenme ve egzersiz alışkanlıklarımın olduğu,
  • Duygularıma önem verdiğim,
  • Hayal kurduğum,
  • Sezgilerime güvendiğim,
  • Ruhumu besleyebildiğim,
  • Birey olma özgürlüğünü yaşadığım,
  • Bireysel olarak sürekli geliştiğim,
  • Tüketmekten çok üretmeye odaklandığım,
  • Çevreye duyarlı olduğum,
  • Çevreme bir fayda ürettiğim,
  • Deneyimlerle dolu

bir hayat.

Sade bir hayatın özü, basit, anlamlı ve doyumlu bir yaşam aslında benim için. Yukarıda saydığım her maddeyi hakkını vererek yerine getirebiliyor musun diye sorarsanız, hayır derim. Ama emek veriyorum, her günümün bir öncekinden daha iyi olması için uğraşıyorum. Hayat da bu şekilde anlam kazanıyor aslında, her gün değişerek, gelişerek, bazen takılıp, düşerek ama kalkıp yoluna devam ederek.

Minimalizm konusunda çok sevdiğim bir kitap olan Hayata Yer Aç – Bir Sadeleşme Rehberi’nde Regina Wong’un minimalizm tanımıyla bitireyim yazımı:

“Özünde minimalizm, keyif ve amacı odağına oturtan bir değerler sistemidir. Özgürlüğümüzü bize geri kazandıran bir araçtır; sorumlulukların altında ezilmekten, gerekli olmayan şeylerden, tüketim kültüründen, zihinsel dağınıklıktan, duygusal blokajlardan ve olumsuz ilişkilerden, borçlardan ve keyifsiz koşuşturmalardan kurtaran bir özgürlük. Somut olarak özgürlüğü ve sıra dışı bir hayatı mümkün kılar.”

Sizin minimalizm tanımınız ne?

Genel

Kırılganlık ve Cesaret Üstüne

 

Brené Brown’ın Netflix’te yayınlanan “Cesaret Çağrısı”adlı konuşması çok ilham verici. Konuşmada beni en çok etkileyen yerleri burada paylaşacağım. Ancak konuşmayı izlemediyseniz, mutlaka izlemenizi öneririm. Cesaret çağrısını onun cümleleriyle dinlemek bambaşka.

Brené, yaş aldıkça zamanın ne kadar büyük, değerli ve yenilenemez bir kaynak olduğunu daha iyi anladığını söyleyerek başlıyor sözlerine.

Ben de bunu yaş aldıkça daha iyi anlıyorum. Zaman sahip olduğumuz en kıymetli şey, ama bazen hoyratça harcıyoruz onu. Her saniyemizin ne kadar kıymetli olduğunu unutmayarak, her anın hakkını vererek yaşamaya çalışmak gerek.

Brené’ye göre, kırılgan olmadan gerçekten cesur olmamız mümkün değil. “Kırılganlık zayıflık değildir. Gerçek cesareti ölçmenin  en doğru yoludur. “ diyor, cesareti konfora tercih edeceğinin altını çiziyor ısrarla. Kırılganlığı şöyle tanımlıyor:

“Kırılganlık kazanmak veya kaybetmekle ilgili değildir. Sonucunu öngöremediğin bir konuda kendini gösterebilme cesaretini ortaya koyabilmektir.”

Birçoğumuz başkalarının bizim hakkındaki fikirlerine çok önem veriyoruz. Olumsuz bir eleştiri veya beğenilmeme karşısında kızıyoruz, üzülüyoruz. İşte böylesi durumlar için “hayatlarında cesur olmayan insanlardan geri bildirim alamazsınız.“ diye uyarıyor bizi Brené. Kimin fikrine önem vereceğimiz konusunda spesifik olmamızı söylüyor. Kırılgan olduğumuz için değil, bizi bu halimizle kabul eden, seven insandan geri bildirim almamızı öneriyor.

Çok önemli bir noktaya değiniyor aslında. Gerçekten de hayatında hiç cesur olmamış, hiç bir şey için çabalamamış, uğraşmamış bir kişinin bizim uğraşlarımız karşısında eleştirmesi ne kadar ciddiye alınabilir ki! Bu tarz insanlara ben çok rastlıyorum; eminim siz de çok karşılaşmışsınızdır benzer kişilerle.

Konuşmada en çok hoşuma giden noktalardan biri de karşımızdakini gerçekten görmek, “seni görüyorum” diyerek sevebilmek onu. Brené, “Görülmezsek nasıl sevilebiliriz?” diye soruyor.

Karşımızdaki kişiyi gerçekten görmeyi, hissetmeyi, dinlemeyi, gözünün içine bakarak onun varlığını kutsamayı Sevgili Bilge İnal’ın bir eğitiminde deneyimlemiştim, çok etkileyiciydi.

Önemli bir konu da kendimiz olabilmek. Kendin olmanın kırılganlık olduğunu vurguluyor Brené. Kendimizi karşımızdakine olduğumuz gibi açtığımızda sevilmeme, kabul görmeme gibi riskler alıyoruz. Oysa, mutluluğu gerçekten hissetme yeteneğine sahip olanların trajedinin provasını yapmadığını, mutluluğa odaklandığından bahsediyor. Burada “minnettarlık” kavramına giriyor, elimizdekilerle minnettar olmanın önemini hatırlatıyor.

Bu noktada, “Olağanüstü anları yakalamakla meşgul olduğumda, sıradan anlara dikkat etmiyorum.”sözü beni derinden sarstı.

Şöyle bir düşünün,  hepimiz zaman zaman belki de pek çok kez sıradan anların güzelliğini kaçırmıyor muyuz? Muhteşem günbatımını izlemek yerine, şahane bir fotoğraf çekmeye çalışıyoruz. Nefis bir yemeğin tadını çıkarmak yerine mükemmel bir fotoğrafını çekmeye çalışırken, o arada yemek soğuyor, tadı falan kalmıyor. Brené, basit, sıradan, şu anda olana odaklanmamızı, bu güzel anı, gözlerimizi bir an için kapayıp, aklımıza kazımamızı, o anın duygusuna yoğunlaşmamızı öneriyor.

Aslında hepimizin yapabileceği, çok basit bir şeyden bahsediyor: Hayatımızın basit ve sıradan anlarına daha yakından bakmak.Bunu yapabilirsek çok daha doyumlu ve mutlu hayatlarımızın keyfini süreceğiz.

Diğer yandan, bize keyif veren, mutluluk veren şeyleri yapmamızı söylüyor Brené. Denemekten çekinerek, neler kaybettiğimize dikkat çekiyor. Hepimize zor gelse de bu konuda da çaba harcamaya değer bence. Tabi bu çabayı gösterirken, kırılganlığa da açık hale geliyoruz. Ama Brené’nin dediği gibi, “Kırılganlık olmazsa yaratıcılık olmaz; başarısızlığa tolerans olmazsa, inovasyon yapamayız.“

Konuşmadan öğrendiğimize göre, Amerikan kültüründe de bizde olduğu gibi, insanlarla konuşmak yerine, insanlar hakkında konuşma artıyormuş. Bu ne kötü bir durum, öyle değil mi? Acaba bizler de bunu yapıyor muyuz? Kendimize objektif bir gözle yeniden bakmaya ne dersiniz?

Brené, söylenemeyen zor konuları da söylemenin öneminden bahsederken, bu eylemin de cesaret ve kırılganlık gerektirdiğini belirtiyor. Verdiği kırılganlık formülü de üstünde düşünmeye değer:

Kırılganlık = Belirsizlik + Risk + Duygusal ifşa

Cesarete Çağrı konuşmasından aklımızda kalmasını önemsediğim birkaç noktayı aşağıya özetliyorum :

  • Kırılganlık zayıflık değildir, kırılganlıktan korkmayalım.
  • Kırılganlık olmadan cesaret olmaz.
  • İstediğimiz gibi bir hayat sürmek için cesur olup, kırılganlığa açık olalım.
  • Basit ve sıradan anlarımızın kıymetini bilelim.

Konuşmayı siz de izledikten sonra yorumlarınızı paylaşırsanız ne güzel olur 🙂

 

Genel

Hemen Yap, Harekete Geç!

 

 

Siz de sürekli bir şeyleri erteliyor musunuz? Sanırım hepimiz pek çok şeyi erteliyoruz, değil mi?

Misal ben. Bu bloğu 2018’in sonlarına doğru açmıştım. Aylar geçmiş, ama sadece iki yazı koymuşum bloğa. Neden derseniz? Çok yoğun dönemler geçirdim, önceliklerim değişti ve bloğa odaklanamadım, derim. Ancak ana sebep bu gibi görünmesine rağmen, kendime biraz dışardan bir gözle baktığımda gerçek nedenin “erteleme” olduğunu görüyorum.

Pazartesi gelsin, diyete başlayayım.

Havalar düzelince yürüyüş yapacağım.

Emekli olunca kitap okuyacağım.

Blog yazacağım, ama vaktim yok. Biraz işlerim hafiflesin o zaman yazarım!

Bloğa ne yazsam acaba?

Ben yapamam ki?

Tanıdık geldi mi?

Böyle bahanelerle ertelediklerimiz uzayıp, gidiyor ve asla yapılmıyor. Hal böyle olunca da kendimize karşı çok acımasız oluyoruz, kendimize kızıyoruz.

Peki işleri neden erteliyoruz?

Sanırım mükemmeliyetçiliğim beni engelliyor. Bir şey mükemmel olsun diye düşünürken, hiçbir şey yapamaz duruma geliyorum. Oysa bir adım atsam, örneğin bloğa yazmaya başlasam, gerisi gelecek. Yakın bir arkadaşım der ki, “Mükemmel iyinin düşmanıdır”. Ona hak vermemem mümkün değil.

Bu arada bloğumu yeniden gözden geçirirken mükemmeliyetçilik beni yine esir aldı. Yazılarımdan ikincisini beğenmeyip, kaldırdım. Ama üstünde çalışıp, yine paylaşacağım sizlerle.

Ertelemenin başka bir nedeni de konfor alanından çıkmak istemememiz sanırım. Konfor alanımızdan çıkmak bizi ürkütüyor. Karşılaşacağımız yeniliklerden, zorluklardan kaçıyoruz. Mevcut halimizi korumak ise bizi güvende hissettiriyor. Böyle olunca aslında hayatı kaçırdığımızı bile fark etmiyoruz.

Peki erteleme sorununu nasıl çözeriz?

Bunun tek yolunun hemen yapmak, harekete geçmek, adım atmak olduğunu düşünüyorum.

Clarissa Estes de benim bu düşüncemi onaylıyor. Esra Sert, Estes’le çalışma şansı yakalayan şanslılardan. Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabı üstüne yaptığı bir seminerde söylemişti, Estes de “hemen yap, harekete geçdiyor.”

O zaman neden bekliyoruz? Hadi hep birlikte harekete geçelim, ertelediklerimizi hemen yapmaya başlayalım.

Genel

Neden Sade İşler?

IMG_6400

Hayat bize verilmiş çok değerli bir armağan; sürekli öğrendiğimiz, deneyimlediğimiz bir yolculuk.

Yolculuğu en iyi şekilde yaşamak ise bizim kendi elimizde, kendi seçimlerimizde.

Öğrencilik yıllarımdan beri kendimi daha iyi tanımak, hayatımı kendi isteklerim doğrultusunda daha anlamlı ve doyumlu şekilde yaşamak için büyük emek verdim, vermeye de devam ediyorum.

Acı tatlı, iyi kötü edindiğim pek çok deneyim, bana hayatın çok da karmaşık olmadığını, hayatı bizim zorlaştırdığımızı fark ettirdi.

Aslında sürekli bir mutluluk hali yok, olması da pek olası değil. Hayat inişleriyle çıkışlarıyla, acılarıyla sevinçleriyle yaşanan, böyle de anlam kazanan bir yolculuk.

Önemli olan önceliklerimizi belirleyip, kendi seçimlerimiz doğrultusunda bu yolculuğu sürdürmek; her duyguyu, her anı farkında olarak yaşamak.

Bunu yapmak ise sandığımız kadar zor değil. Öncelikle istekli olmamız ve biraz emek vermeye hazır olmamız gerekiyor. Ben, hayatımı daha doyumlu yaşamak için, her gün emek veriyorum, okuyorum, yaşıyorum, paylaşıyorum, deneyimliyorum.

Şimdi de uzun süredir hayalini kurduğum Sade İşler’i hayata geçiriyorum. İstiyorum ki daha anlamlı ve doyumlu bir hayat sürmenin basit ve sade yollarını birlikte keşfedelim, paylaşıp çoğalalım.

Sade İşler’de benim hayatıma anlam katan deneyimlerden yola çıkarak, hayata dair pek çok konuya yer vereceğim.

Sizlerin de önerilerinizi, yorumlarınızı, kendi deneyimlerinizi Sade İşler ile paylaşmanızı umuyorum. Böylece Sade İşler’in gelişen, büyüyen, pek çok kişinin hayatına dokunan bir platform olmasını hayal ediyorum.

Belki de hayat sadece;

Ailemizle yemek yemek,
Sevdiğimiz kişiyle birlikte gün batımını izlemek,
Mis gibi bir fincan kahve içmek,
Çocuğumuz için kek pişirmek,
Bir kitabın sayfaları arasında kaybolmak,
Bir dost sohbetinin tadına varmak 

kadar basittir.

Belki de hayat sadece hiç tanımadığın insanlara dokunmak, duyguları ve hayatı paylaşmaktır. 

Siz ne dersiniz? Hayat Sade-ce