Genel

Kırılganlık ve Cesaret Üstüne

 

Brené Brown’ın Netflix’te yayınlanan “Cesaret Çağrısı”adlı konuşması çok ilham verici. Konuşmada beni en çok etkileyen yerleri burada paylaşacağım. Ancak konuşmayı izlemediyseniz, mutlaka izlemenizi öneririm. Cesaret çağrısını onun cümleleriyle dinlemek bambaşka.

Brené, yaş aldıkça zamanın ne kadar büyük, değerli ve yenilenemez bir kaynak olduğunu daha iyi anladığını söyleyerek başlıyor sözlerine.

Ben de bunu yaş aldıkça daha iyi anlıyorum. Zaman sahip olduğumuz en kıymetli şey, ama bazen hoyratça harcıyoruz onu. Her saniyemizin ne kadar kıymetli olduğunu unutmayarak, her anın hakkını vererek yaşamaya çalışmak gerek.

Brené’ye göre, kırılgan olmadan gerçekten cesur olmamız mümkün değil. “Kırılganlık zayıflık değildir. Gerçek cesareti ölçmenin  en doğru yoludur. “ diyor, cesareti konfora tercih edeceğinin altını çiziyor ısrarla. Kırılganlığı şöyle tanımlıyor:

“Kırılganlık kazanmak veya kaybetmekle ilgili değildir. Sonucunu öngöremediğin bir konuda kendini gösterebilme cesaretini ortaya koyabilmektir.”

Birçoğumuz başkalarının bizim hakkındaki fikirlerine çok önem veriyoruz. Olumsuz bir eleştiri veya beğenilmeme karşısında kızıyoruz, üzülüyoruz. İşte böylesi durumlar için “hayatlarında cesur olmayan insanlardan geri bildirim alamazsınız.“ diye uyarıyor bizi Brené. Kimin fikrine önem vereceğimiz konusunda spesifik olmamızı söylüyor. Kırılgan olduğumuz için değil, bizi bu halimizle kabul eden, seven insandan geri bildirim almamızı öneriyor.

Çok önemli bir noktaya değiniyor aslında. Gerçekten de hayatında hiç cesur olmamış, hiç bir şey için çabalamamış, uğraşmamış bir kişinin bizim uğraşlarımız karşısında eleştirmesi ne kadar ciddiye alınabilir ki! Bu tarz insanlara ben çok rastlıyorum; eminim siz de çok karşılaşmışsınızdır benzer kişilerle.

Konuşmada en çok hoşuma giden noktalardan biri de karşımızdakini gerçekten görmek, “seni görüyorum” diyerek sevebilmek onu. Brené, “Görülmezsek nasıl sevilebiliriz?” diye soruyor.

Karşımızdaki kişiyi gerçekten görmeyi, hissetmeyi, dinlemeyi, gözünün içine bakarak onun varlığını kutsamayı Sevgili Bilge İnal’ın bir eğitiminde deneyimlemiştim, çok etkileyiciydi.

Önemli bir konu da kendimiz olabilmek. Kendin olmanın kırılganlık olduğunu vurguluyor Brené. Kendimizi karşımızdakine olduğumuz gibi açtığımızda sevilmeme, kabul görmeme gibi riskler alıyoruz. Oysa, mutluluğu gerçekten hissetme yeteneğine sahip olanların trajedinin provasını yapmadığını, mutluluğa odaklandığından bahsediyor. Burada “minnettarlık” kavramına giriyor, elimizdekilerle minnettar olmanın önemini hatırlatıyor.

Bu noktada, “Olağanüstü anları yakalamakla meşgul olduğumda, sıradan anlara dikkat etmiyorum.”sözü beni derinden sarstı.

Şöyle bir düşünün,  hepimiz zaman zaman belki de pek çok kez sıradan anların güzelliğini kaçırmıyor muyuz? Muhteşem günbatımını izlemek yerine, şahane bir fotoğraf çekmeye çalışıyoruz. Nefis bir yemeğin tadını çıkarmak yerine mükemmel bir fotoğrafını çekmeye çalışırken, o arada yemek soğuyor, tadı falan kalmıyor. Brené, basit, sıradan, şu anda olana odaklanmamızı, bu güzel anı, gözlerimizi bir an için kapayıp, aklımıza kazımamızı, o anın duygusuna yoğunlaşmamızı öneriyor.

Aslında hepimizin yapabileceği, çok basit bir şeyden bahsediyor: Hayatımızın basit ve sıradan anlarına daha yakından bakmak.Bunu yapabilirsek çok daha doyumlu ve mutlu hayatlarımızın keyfini süreceğiz.

Diğer yandan, bize keyif veren, mutluluk veren şeyleri yapmamızı söylüyor Brené. Denemekten çekinerek, neler kaybettiğimize dikkat çekiyor. Hepimize zor gelse de bu konuda da çaba harcamaya değer bence. Tabi bu çabayı gösterirken, kırılganlığa da açık hale geliyoruz. Ama Brené’nin dediği gibi, “Kırılganlık olmazsa yaratıcılık olmaz; başarısızlığa tolerans olmazsa, inovasyon yapamayız.“

Konuşmadan öğrendiğimize göre, Amerikan kültüründe de bizde olduğu gibi, insanlarla konuşmak yerine, insanlar hakkında konuşma artıyormuş. Bu ne kötü bir durum, öyle değil mi? Acaba bizler de bunu yapıyor muyuz? Kendimize objektif bir gözle yeniden bakmaya ne dersiniz?

Brené, söylenemeyen zor konuları da söylemenin öneminden bahsederken, bu eylemin de cesaret ve kırılganlık gerektirdiğini belirtiyor. Verdiği kırılganlık formülü de üstünde düşünmeye değer:

Kırılganlık = Belirsizlik + Risk + Duygusal ifşa

Cesarete Çağrı konuşmasından aklımızda kalmasını önemsediğim birkaç noktayı aşağıya özetliyorum :

  • Kırılganlık zayıflık değildir, kırılganlıktan korkmayalım.
  • Kırılganlık olmadan cesaret olmaz.
  • İstediğimiz gibi bir hayat sürmek için cesur olup, kırılganlığa açık olalım.
  • Basit ve sıradan anlarımızın kıymetini bilelim.

Konuşmayı siz de izledikten sonra yorumlarınızı paylaşırsanız ne güzel olur 🙂