Genel · Mindfulness

Sessizlik İnzivası Nasıl Bir Deneyim?

Hepimiz zaman zaman günlük rutinimizden uzaklaşmak, kendi kendimize kalmak istiyoruz. Bunu yaparken de dış dünyayla bağımızı tam da koparmak istemiyoruz. Bir şeyler okuyoruz, dinliyoruz, yazıyoruz, telefonu kapatmıyoruz, haberlere bakıyoruz. Aslında etrafımızda pek çok uyaran oluyor.

Oysa altı günlük sessizlik inzivasında çevredeki uyaranları minimuma indirip, bir anlamda dış dünyayla bağımızı belirli bir süre koparıyoruz, rutinimizin dışına çıkıp, sessizlik içinde kalıyoruz.  

Neden Sessizlik?

Öncelikle sessizlik zihnin bulunduğu yere daha iyi yerleşmesini, dinginleşmesini, sakinleşmesini, dinlenmesini sağlıyor. Böylece olanları daha net olarak görebiliyoruz. Diğer yandan sessizlikte kendi içimize daha rahat dönebiliyoruz. Verdiğimiz tepkileri, otomatik davranışlarımızı, zihinsel kalıplarımızı net olarak görüyoruz. Aslında kendini tanıma yolunda bir adım daha ilerliyoruz. 

Zihnimiz sürekli hareket halinde. Düşünceler, düşünce kalıpları, sesler, sıcak soğuk, koku gibi dış uyaranlar, geçmişte öğrendiklerimiz, duygular, bedensel duyumlar zihni sürekli meşgul ediyor. Sessizlik anında kendimizi tüm bunlara açmış oluyoruz. Meditasyonlar sırasında bunları değiştirmek için bir çaba harcamıyoruz, sadece olanı, geleni gideni olduğu haliyle gözlemliyoruz, o ana tanık oluyoruz. 

Sessizlik durumu zihnin çok alışık olduğu bir durum değil. İnziva sırasında da bu alışık olmadığı durumla başa çıkmaya çalışıyor. Örneğin oturma meditasyonu sırasında bedenin bir bölümünü hareket ettirmek istiyor, bırakıp gitmek istiyor, kaşınan yeri kaşımaya çalışıyor. Yani otomatik tepkiler vermek istiyor. Biz de meditasyonlar sırasında bunu net olarak görüyoruz. 

Sessizlik
(Fotoğraf Mindfulness Insitiute’e aittir.)

İşte sessizlikte bu tanık olma ve farkındalığın artması hali düzenli pratikle bir süre sonra davranışlarımıza değişim olarak yansıyor. İşte dönüşüm de bu noktada başlıyor. Bu nedenle mindfulness uygulamalarında sabırlı olmak, sürece ve pratiklere inanmak ve güvenmek çok önemli. 

Mindfulness sihirli bir değnek değil. Mindfulness pratikleri yapınca ya da inzivaya katılınca hayatımız mucizevi bir şekilde değişmiyor. 

Mindfulness sürekli pratik gerektiren, deneyimlerden beslenen, gelişen bir yol, bir hayat biçimi. Hepimiz bu yolda birer öğrenciyiz. 

İnziva deneyimlerimi okurken, mindfulness pratiklerini yaparken bu noktanın farkında olmanızı öneriyorum. 

Aşağıdaki bölümde, mindfulness pratiklerinin sağladığı temel faydalardan bazılarını inzivada deneyimlediklerimden örneklerle paylaşıyorum. 

Her Şeyi Kontrol Etmek Mümkün Değil

Zihin her şeyi kontrol edebileceğini sanır. Oysa kontrol edebilecekleri sınırlıdır. 

Ben de inziva nisan başında yapılacak şekilde her şeyi planlamıştım. Ön hazırlıklar, yanıma alınacaklar, gidiş planları… Ama gitmemize on beş gün kalmıştı ki pandemi patladı ve hepimiz evlerimize kapandık. Pandemi bize en büyük öğretiyi getirdi sanırım, hayatta her şeyi kontrol etme şansımız olmadığını. 

İnzivaya da bu farkındalıkla gelmeme karşın, Covid’le ilgili endişelerimden ötürü en yüksek düzeyde tedbirlerimi alarak ve otelde de tüm tedbirlerin olacağını düşünüyordum. Ama daha önce de bahsetmiştim, tedbirler bana göre yeterli değildi ve kontrolüm dışındaydı. Dolayısıyla her şeyi kontrol etmemim mümkün olmadığını bir kez daha deneyimledim. 

Bu süreç bana her şeyi kontrol etme arzumdan vazgeçmem gerektiğini büyük harflerle gösterdi. 

Zihnin Yazdığı Hikayeler

İnziva günlüğünde zihindeki yoğun hareketlilikten, zihnin yazdığı hikayelerden bahsetmiştim. İlk iki gün süren bu yoğunluğun zihin bulunduğu yere yerleştikçe, sakinleştikçe inzivanın sonuna doğru ne kadar azaldığını, zihnin bu hareketliliği sadece izlediğini çok net bir şekilde deneyimledim. 

Eski Işıl olumsuz düşünceler üstüne bir sürü hikaye yazar, o düşünceleri büyütür, olumsuz ve rahatsız edici duygulara dönüştürürdü. İnzivanın başlarında bu otomatik tepkileri vermiş olmama rağmen, sonuna doğru zihin hikayeler üretmiyordu artık, sadece tanık oluyordu. Bunu görmek, hissetmek çok rahatlatıcıydı.  

Objektifimden

Hoşa Gitmeyen Durumlardan Kaçmak

Zihin hoşuna giden durumlarda daha çok kalmak, hoşuna gitmeyen şeylerden de kaçmak ister. Bu zihnin otomatik tepkilerinden biri. 

Günlük mindfulness pratiklerimde de deneyimlediğim bu durumu, inziva sırasında da yaşadım. Örneğin, meditasyon sırasında dışarıdan gelen inşaat sesi, köpeklerin havlamasından rahatsızlık duyduğum anlar oldu. Şu sesler kesilse, sessizlikte kalsak düşünceleri geçti aklımdan. Ama zihnin bu kaçınma eğilimini fark ettiğim zaman ana dönerek olanla kalabilmeyi deneyimledim. 

Yargılarımız

İnzivadaki meditasyonlar sırasında zihinde çok net yargılar olduğunu, zihnin çeşitli kıyaslamalar yaptığını fark ettim pek çok kez. Bu, mindfulness yolculuğumda da karşılaştığım bir durum. Ama bu farkındalık günlük hayatıma önemli dönüşümler taşıdı. Gün içinde kendimi bir konuda çok net yargılarda bulunurken yakalarsam, zihnin oyunu olduğunu biliyorum bunun ve elimden geldiğince yargılayıcı davranmıyorum. 

Zorluklar Karşısında Esnek ve Güçlü Olmak

İnziva boyunca yaşadığım endişe ve tedirginlik duygularını biliyorsunuz. Zihin bu duygulardan kaçmak istiyor aslında. Ama meditasyon pratiği ilerledikçe, derinleştikçe bu duygularla kalmamız, bu duyguların içinden geçmemiz daha kolay oluyor. Bu da insanı daha esnek hale getiriyor, hayattaki duruşunu güçlendiriyor. 

Bende de bu duyguların yoğunluğu inziva bitiminde ilk günkü seviyede değildi. Zihin sakinleştikçe, hikayeler yazmadıkça bu duygularla kalabilmem kolaylaştı. Hatta dün ilk kez dışarıda tüm tedirginliğime karşın bir kahve içtim ve keyif aldım ki bu da pratiklerimin günlük hayatıma ilk yansımalarından oldu. 

Kabul

Kabul kelimesi pasif bir çağrışım yapıyor. Oysa mindfulness pratikleriyle geliştirdiğimiz kabul pasif bir durum değil, aksine dönüşümü, değişimi başlatan çok önemli bir aşama. 

 “Radikal kabul” de denen bu durumu arzularımızı, tepkilerimizi, tüm koşulları, olanları derin bir düzeyde tüm gerçekliğiyle görebilmek olarak tanımlayabiliriz. 

Sessizlik inzivası sırasında otomatik tepkilerimi, yargılarımı, duygularımı olanca açıklığıyla görmek kimi yerde sarsıcı, kimi yerde çok tanıdık geldi bana. 

Olanı olduğu gibi kabul edebilmek müthiş özgürleştirici. Objektif olarak durumu görüp, değerlendirip, önündeki seçeneklere bakabilmek, seçim yapabilmek bizleri otomatik tepkilerimizden uzaklaştırıyor. Örneğin altı gün konuşmayacağımı, telefondan uzak duracağımı kabul ederek inzivaya gidince, telefonumu sadece alarm olarak kullanmam, fotoğraf çekmek için dahi yanıma almamam beni çok özgür hissettirdi. İçinde olduğum manzarayı, anı doya doya yaşama fırsatı sundu bana. 

Şefkat

İnziva günlüklerinde de bahsetmiştim, zaman zaman kendime şefkat gösteremediğimi fark etsem de Işıl’ı sarıp sarmaladığım anlar da oldu inzivada.

Şefkat meditasyonlarında kalbimi tanımadığım kişilere de açmayı deneyimledim dört akşam boyunca. 

Şefkat çok değerli bir duygu. Emek vermeyi gerektiriyor. Üstünde çalışmaya devam… 

Anı Yaşamak

Çok klişeleşmiş bir söylem olsa da bence çok doğru. Elimizde gerçek olan sadece şu an var. Bir saniye sonra o an geçmiş oluyor ve an çok kıymetli. 

İnziva, anı deneyimlemem için pek çok fırsat sundu bana. Anın değerini bilmeyi, her şeyin geçiciliğini, elimizdeki en kıymetli şeyin an olduğunu sessizlik içinde iliklerime kadar hissettim altı gün boyunca. 

Genel · Sağlık · Yaşam

Sağlık Olsun

Anlamlı ve iyi bir hayat yaşamanın en önemli şartlarından biri sağlıklı olmak. Sağlığımız yerinde değilse, para, mal, mülk her şey anlamını kaybediyor. İstediğimiz kadar sadeleşelim yaşam alanımızda, sağlığımız yoksa aslında hiçbir şeye sahip değiliz.

Sağlıklı olmak öyle kıymetli ki… İnsan sağlığının değerini onu kaybettiğinde anlıyor. Meme kanseri tedavim sırasında kemoterapi görürken hiç tat alamadığım zamanlar oldu. Bol bol içmem gereken suyu içmekte zorlandığım, suyun tadını alamadığım günleri biliyorum. İnsan o zaman fark ediyor, yemek yiyebilmek ve tat alabilmek ne büyük bir hediye bize. Ama hayatın koşturmacası içinde bunun farkında olmuyoruz çoğu zaman.

Yediklerimize dikkat etmiyoruz, hareketsiz yaşıyoruz. Ruhumuzu beslemiyor, her şeyi kafamıza takıyor, stres içinde yaşayıp gidiyoruz. Bedenimizin işaretlerini dinlemiyoruz. Sonunda da sağlığımızı kaybediyoruz.

Ben de böyleydim kurumsal hayatta çalışırken. Günümün yarısı evden dışarıda geçiyordu. Sağlıklı yemeğimi evden götürüyordum iş yerine. İş sonrası düzenli pilates yapıyordum ama yeterince yürüyemiyordum, hareketsiz kalıyordum. Ruhumu besleyecek aktiviteler yapsam da stres baş düşmanımdı. Onu yönetemiyordum. Vücudumda bir şeyler olduğunu, bir salgı salgılandığını ve vücudumun her zerresini ele geçirdiğini hissederdim. Sürekli mide yanması, kabızlık, şişkinlik gibi sıkıntılarım vardı. Bir de her şeyi kafaya takar, kendime çok acımasız davranırdım. Hasta olmaktan korkuyordum ama deneyimimi değiştiremiyordum. Nitekim kurumsal hayatımı sonlandırdıktan bir yıl sonra meme kanseri teşhisi aldım. İşte o zaman daha iyi anladım hayat tarzımızın, yaptığımız seçimlerin, düşüncelerimizin sağlığımız üstündeki etkilerini. Oysa bunu anlamak için sağlığımı kaybetmem gerekmiyordu.

Sağlığımızı kaybetmeden onun değerini bilmek en iyisi. Sağlıklı olduğumuz her an için şükretmek çok önemli. Nefes alabilmek, bir yudum su içip, tadını alabilmek, yürüyebilmek, okuyabilmek öyle kıymetli ki…

Bence sağlıklı bir hayat sürmenin anahtarı beden, zihin ve ruh dengesini sağlamak. Yani bedenimize, ruhumuza ve zihnimize iyi gelen şeyleri hayatımıza sokmak. Bunlar çok derin konular. Yemek, spor, ruhu besleyen aktiviteler, stres yönetimi, anı yaşama, düşünce şeklimiz, yaşam tarzımız vb pek çok başlık var bakılabilecek. Sade İşler’de sizlerin katkılarıyla bu konuları derinleştirelim, paylaşıp birbirimize iyi gelelim istiyorum.

Genel · Yaşam

Anlar

aniyasa.png

Bu sabah eski yazılarımı karıştırırken 2012’de yazdığım bir yazıyla karşılaştım. Anı yaşama, şimdiki ana odaklanma üstünde epey pratik yaptığım şu günlerde iyi geldi bana, ben de sizlerle paylaşmak istedim.

***

Yonca Tokbaş’ın eski yazılarını tekrar okurken, yazılarından birinde Borges’in çok sevdiğim “Anlar” şiiri çıktı karşıma bu sabah. Bu şiiri uzun süredir okumamıştım, o kadar iyi geldi ki. Bana çağrıştırdıklarını da paylaşmak istedim, hayatını dolu dolu yaşayan insanlar çoğalsın diye…

Bu dünyada bize verilen süre, zamanın sonsuzluğunda o kadar kısa ki. Bizse bu süreyi hoyratça kullanıyoruz, hayat hiç bitmeyecekmiş gibi… Her şey mükemmel olsun istiyoruz. Hayatımızda birçok şeyi biz istediğimiz için değil, görevimiz, sorumluluğumuz olduğu için yapıyoruz. İsteklerimizi, hayallerimizi erteliyoruz. İncinmekten korktuğumuz için, risk alamıyoruz. Risk alamadığımız için istediğimiz gibi bir hayatın sorumluluğunu almaktan çekiniyoruz. Yaşamımızdaki küçük şeyleri görmüyor, yaşamı ıskalıyoruz. Sevdiklerimize yeteri kadar değer vermiyor, sevgi gösteremeyebiliyoruz. Onları kırıyor, incitiyor, dostlukları yitiriyoruz. Elimizdekilerin kıymetini ancak kaybettiğimizde anlıyoruz. Çevremizdeki güzellikleri görmüyoruz. Yardıma muhtaç bir yaşlıya, yaralı bir kediye kucak açmıyoruz. Hayatın koşturmacası içinde, ev ve iş arasında sıkışmış küçük dünyalarımızda birer makinaya dönüyor, insanlığımızdan uzaklaşıyoruz. Hayatın içinde olamıyoruz. Hayatımızı yaşamak, sevdiklerimize, hobilerimize zaman ayırmak için hep bir şeyleri bekliyoruz.

“Terfi edeyim, ailemle tatile çıkacağım. “
“Bi emekli olayım, okuyamadığım kitapları okuyacağım”.
“Yaz gelsin her gün yürüyüş yapacağım.”
“Çocuklar büyüsün, eşimle seyahat edeceğim.”
“Emekli olunca her gün güneşin doğuşunu izleyeceğim.”

Bu ve benzeri sözleri kendimizden, çevremizden sürekli duyuyoruz. Sonra da bir bakıyoruz ki bu dünyadaki yaşam süremizi doldurmuşuz ama istediğimiz gibi bir hayat yaşayamamışız…

Oysa hayat o kadar güzel ve değerli ki… Hayat aslında anların bir toplamı. Mutluluk bu hayatın minik detaylarında, kısacık anlarında gizli. Biz hayatımızın her anını sevdiklerimizle birlikte keyif alarak, tadını çıkara çıkara, sesini, nefesini, kokusunu içimize çeke çeke yaşıyorsak, iste o zaman mutlu bir hayat yaratabiliyoruz.

Anlarda saklı olan mutluluğun sırrını keşfedebilmek için Borges’e kulak verelim.

ANLAR
Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde, daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim bir çok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85’indeyim ve biliyorum…
ÖLÜYORUM…

Jorge Luis BORGES

Bu şiiri yatağınızın karşısına asın ve her sabah uyandığınızda, o sabah yeni bir güne merhaba diyebildiğinize, nefes alabildiğinize, yürüyebildiğinize, görebildiğinize şükrederek, her satırını içinize çeke çeke okuyun. Mutluluğu anlarda yakalayın…